3 Ekim 2012 Çarşamba

10'U HATIRLAMAK



    Bazı oyuncular kraldır. Kral gibi yaşarlar, kral gibi ölürler.Yaşamları da ölümleri de sansasyoneldir. Her yaptıkları olay olduğu gibi vedaları da olay olur. Tıpkı 10'un gibi.  Pazartesi günü sabahından itibaren yaşananlar dakikası dakikasına tartışılıyor,sorgulanıyor ve neticesinde yargılanıyor. Alex'in yeşil sahalarımızda sekiz yıldır her yaptığı nasıl olay olduysa vedası da olaylı oldu.
    Kimileri Aykut Hocayı infaz etti,kimileri Alex'te aradı kusuru. Ben kimin haklı kimin haksız olduğu noktasında değilim. Bu konuya da şimdilik girmek istemiyorum.Ben Alex'i,  gidişiyle değil,beyaz çizgilerin sınırladığı yeşil zeminde yaptıklarıyla futbol severlere yaşattıklarıyla hatırlamak istiyorum.Böylesi daha iyi.
    Sen bu güzel oyunu seyretmeye başladığımdan beri izlediğim en iyi üç 10 numaradan biriydin. Ne 9,5 ne de 10,5'dun. Tamı tamına 10 numara idin. Futbol ayakla oynanır ama zekası ile oynayan ender oyunculardan biri idin. Biz ,Türk futbol severler Misak-ı Milli sınırlarını terk ederken yaşadıkların ve yaşattıkların ile  değil sekiz yılda yeşil tuval üzerine futbol topu ile çizdiğin resimlerle hatırlamak istiyoruz. Kışın en soğuk günlerinde içimizi ısıtan pasların ile, en karanlık gecelerde attığın gollerle Kadıköy'ün üzerine bir güneş gibi doğduğun zamanlar ile hatırlamak istiyoruz.
   Serbest vuruş için topun başına geldiğinde kalplerin atım hızının arttığı saniyeleri, gol attıktan sonra kendi tribününe koşmanı, şampiyonluklarda  ailen ile birlikte sahayı dolaşırken seni alkışlayan binlerce çift ele alkışla karşılık vermeni kazıyacağız hafızalarımıza.
    CSKA'ya, Samsun'a attığın golleri, Şampiyonlar Liginde İnternazionale maçında Deivid'e asist yapmadan önce rakibini çarşı pazar gezdirmeni özleyeceğiz. Sen istediğin zaman neler yapabileceğini hepimize gösterdin.  Sekiz yıl boyunca haftalarca senin senfonilerini büyük bir keyifle dinledik.Maç başlamadan orta sahada diz çöküp dua etmen,simsiyah kramponların,kafanla attığın çalımlar,sen son sözü söylemeden bitmeyen maçlar. Hepsi belleklerimize kaydoldu  ve kayıtların bu şekilde kalmasını istiyoruz. Sadece takım arkadaşların değil, seni seyreden on binler bile sahada seni arıyordu. Seni arıyordu çünkü topla bir an önce buluşmanı ve gözlerinin pasını almanı sabırsızlıkla bekliyordu. Senin topla yaptığın resitalleri seyredip mutlu olan binlerce gözden şimdi yaşlar süzülüyor.  Seni kaybetmek zamansız oldu ama biz seni hafızalarımıza yerleştirdiğimiz gibi hatırlamak istiyoruz.

21 Eylül 2012 Cuma

Ne Yaptın HOCAM


Üzüntülü değilim. Ya da belki üzüntülüyüm ama farkında değilim. Farkında değilim çünkü sinirim üzüntümün önüne geçti. Bu kaçıncı ? Bu gün herkes Türkiye de Fenerbahçelisi,Galatasaraylısı,Beşiktaşlısı, Bursasporlusu, hatta çatladıkkapısporlusu bile dün akşam ki hayal kırıklığını konuştu bugün. Beş yaşındaki çocuktan futbolu adı gibi bilen futbol adamlarına kadar kimse dün akşam olan bitene bir anlam verememişti. Aykut Kocaman düşmanlarına yeni bir fırsat daha doğarken benim gibi her fırsatta Hoca'ya desteğini esirgemeyen futbol sevdalıları bile ne diyeceğini şaşırdı. Sen Aykut KOCAMAN çocukluğumuzdan geçliğe geçiş döneminde attığın  gollerle bizi sevindiren, yokluğunda kara kara düşündüren, üç sıfırdan dört üçe dönen maçta isyan fitilini ateşleyen, Trabzon'da maçtan bir gün evvel kulüpten gönderileceğin sana bildirilmişken nasıl bir Fenerbahçeli olduğunu ispatlayarak şampiyonluk golünü atan, KOCAMAN umutlarımızın sahibi olan bir kahramansın. Ama ne yaptın be Hocam. Her ne kadar futbol kamuoyunun takdirini toplamasan da bence dün akşam oyunun geneline baktığımız da aslında istediklerinin çoğunu sahaya yansıtan bir takım vardı sahada ama ne olduysa son on dakikada oldu. Skor iki sıfıra gelmişken hatta gollerden birini de kaptan Alex atmış ve iyice maorallenmişken sen yine Alex-Aykut KOCAMAN gerginliğini  manşetlere taşıyacak futbol ukalalarının ekmeğine yağ sürdün. Ben senin kadar futbolu bilmem. Sadece kendi çapında yazan bir futbol severim. Alex'i  oyundan almayı kafana koydun ama hiç değilse on dakika daha morali üst seviyede olarak sahada tutsaydın. Ya da madem Alex'i aldın iki dakika sonra neden Sow'u dışarı çıkartıyorsun. Sow hem rakip stoperleri geride tutuyordu hem de maç tam onun istediği kıvama gelmişti. Alex'in yerine Stoch'u alarak onun koşu yoluna paslar atmasını sağlayabilirdin. Sow'un yerine girecek adam Bienvenü müdür Allah aşkına ? Veya Sow'u çıkaracaksın Alex'i ilerde kullanarak ileride top tutmayı sağlayabilirdin. Tüm bunlar benim aklıma geldiyse senin de mutlaka gelmiştir. Gelmiştir ama uygulamayı neden böyle yapmadın maçın bitiş düdüğünden beri aklımı kemiriyor.Seni destekleyen kadar Fb nin başında olmanı istemeyenler de var. Bense yıllardan beri takımın başına geçeceğin günü iple çekerdim. Geldiğin gün benim bayramım olmuştu. Sana olan inancım bir gün olsun bile eksilmedi. Hala da  sana da inancım tam. Kaybedilen puanlardan sonra gerek medya gerekse taraftarlar seni yerin dibine sokarken ben senin futbol bilgine ve Fenerbahçeyi bugüne kadar en fazla seven Teknik Direktör olmana inanarak hep bir bildiğin vardır dedim. Hala da söylediklerim konusunda inancım tam. Ama dün akşam Ne Yaptın HOCAM ?

17 Eylül 2012 Pazartesi

Hem İyi Hem Kötü


Daima söylerim. Futbolda taktiklerin geçerliliği başlama düdüğü çalana kadardır. İlk dakikalarda atacağınız ve yiyeceğiniz bir gol oyun planlarınızı değiştirebilir. Tıpkı dün akşam olduğu gibi. Fb nin yediği gole tamamen şanssızlık olduğunu söyleyemeyiz. Tamam topun Meireless'e çarparak direkten içeri girmesi şans ama Gökhan'ın kalitesinde bir oyuncunun basit bir şekilde topu kaptırarak ceza alanının hemen köşesinde hatayı hata ile telafi etme adına yaptığı faul de ona hiç yakışmadı. Daha ilk dakikalarda yenik duruma düşen Fb ilk yarının sonuna kadar oyunu domine ederek Mersin üzerinde müthiş bir baskı kurdu. Eğer ilk yarıda Fb nin öne geçecek golleri bulamaması tamamen M.İ.Y kalecisinin bireysel becerisi. Alex'in vuruşunu ve Gökhan'ın yakın mesafeden kafa şutunu mükemmel çıkardı. Fb de Meireless'in gelişi ile M.Topal'ın performansının artması,M.TOPUZ'un bitmek bilmeyen enerjisi,takımın golü bulma arzusu ve bu bağlamda oyunun kontrolünün ele alıp sürekli öne doğru oynaması dün akşamın iyi notu alacak unsurlarıydı.
 Ama işin bir de kötü tarafı var. Perşembe akşamı Marsilya ile Avrupa macerasına başlayacak olan Fb de henüz Stoch'un hazır olmayışı (Hele Krasiç'in sakat olduğu dönemde), Alex'in oyunun büyük bir kısmında sorumluluk almaması,beraberliği sağladıktan sonra ikinci yarıda daha fazla rakibin üstüne gitmesi beklenen takımın beraberliğe razı gibi bir oyun sergilemesi,Nokta santrafor özelliği olmayan Kuyt'tan verim alınamaması. Eğer dün akşam özellikle ikinci yarıda oynana oyun perşembe akşamı da devam ederse sonuç Fb açısından pek de iç açıcı olmayacaktır.

13 Eylül 2012 Perşembe

Metin'e Veda


Seni ilk defa siyah beyaz bir filmde görmüştüm. Yaşım seni yeşil sahalarda seyretmeye yetmemişti. Yeşil zemin yerine siyah beyaz bir camın arkasında bile mükemmel top oynuyordun. Hele filmin bir sahnesinde zengin kayın pederine  posta koyup para yerine futbol aşkını tercih ediyordun ya ! İşte o sahne de futbola ve takıma olan sevdanın ne anlama geldiğini anlamıştım. İkimiz de aynı renklere aşık değildik ama ortak yanlarımız da yok değildi.Futbola sevgimiz ortaktı. Bir de  ikimizde sarıyı seviyorduk. Sen sarının yanına kırmızıyı koymuştun ben ise laciverdi. Ama olsun hiç değilse sarı ortaktı. Bir de tabi ki futbol tutkusu. Sevenleri üzmeyelim baba demiştin ama aniden Cennetspor'a transfer olunca bizi üzdün. Huzur içinde yat kaptan 

3 Eylül 2012 Pazartesi

SORUN SAHA İÇİ DEĞİL


Fenerbahçeli yerli, yabancıları gözden geçirdiğimizde kağıt üstünde harika isimler. Yerlilerden Volkan,Mert,Gökhan,Hasan Ali,Mehmet Topal,Egemen Türk milli takımının,Kuyt Hollanda,Sow Senegal,Yobo Nijerya ve Stoch Slovak,Krasic de sırp milli takımının oyuncuları. Alex milli değil ama onun da kalitesi belli zaten tartışmaya gerek yok. Kağıt üstünde bir Real Madrid ve ya Milan değil kabul ediyorum ama yine de bireysel olarak analiz edildiğinde her teknik adamın kadrosunda görmek istediği isimler. Böyle bir kadroyu elinde bulunduran hoca rahat bir şekilde başarıların hayalini kurabilir. Ancak iş sahadaki oyuna geldiği zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor. Fb nin geride bıraktığı sekiz maçta sadece deplasmanda Waslui ve Kadıköy'deki Antep maçında galip gelebildi. Tabi O maçlarda da Wasluinin kaçan penaltısını ve Antep'in skor 2-0 a gelene kadar baskılı oyununu unutmamak gerekir.
Spor basınının bazı kesimi tarafından Yeniköy de kasaplık mertebesine yükseltilip daha sonra Türk spor tarihinin en baba tazminatını alarak Madrid'te kasap zinciri kuran daha sonra futboldan anlamayan İspanyollara bir Dünya, iki de Avrupa şampiyonluğu yaşatan Del Bosque Los Galaktikos'u çalıştırırken kağıt üstündeki yıldızlardan nasıl bir takım oluşturulacağı dersi vermişti.
Her zaman iyi ve pahalı oyuncularla başarı yakalamaya bilirsiniz ama iyi oyuncularla yakalama şansınız her zaman daha fazladır. Önemli olan onları egosunu yönetebilmektir. Ben Aykut Kocaman bu egoyu yönetemiyor demiyorum. Zira öyle olsaydı ilk sene şampiyonluk ikinci yılda da Türkiye kupası zaferi gelmezdi. Ancak bir gerçek var ki bu oyuncular tam kapasitelerini sahaya yansıtmıyorlar. Takım son yılların en önemli maçına çıkarken Alex'in mesajlarını konuşuyor. Genellikle maçların ilk kırk beş dakikası boşa geçiriliyor.Kalan 45 dakikada birşeyler için çabalamakla geçiyor. Dolayısıyla oyun anlamında da sistem anlamında da birşeyler görme imkanımız pek olmuyor. Tatmin etmeyen bir oyun ve arzu edilmeyen bir skorun ardından da sezon başlamasına rağmen transfer haberleri de bazen  transferler de arka arkaya geliyor. Son yıllarda nedense hiçbir zaman sezon başı kampımıza takımımızın son haliyle gidemedik. lig başladıktan sonra bile kadro inşaatımız devam etti. oysa ki kadro mühendisliği denen kavram gereği istediğiniz transferleri yapın ya da yapamayın sezon başı kampınıza takımınızın son haliyle gitmesi gerektiği gerçeğini göz ardı ettik. Böyle olunca da her maç sonrası eleştiri, her maç sonrası transfer ve her transfer bir önceki maç eleştirilen oyuncuların moral motivasyon açısından çöküşe girmeleri kaçınılmaz oluyor.
Ancak  her transfer de soruna ilaç olmuyor. Fb nin bu sezon ki sorunu saha dışı organizasyonu. Oyuncular da ki kafa karışıklığı doğal olarak sahaya yansıyor. Aykut Hoca'nın sahadaki oyuna değil, maç dışında kalan zamanlara çare bulması gerekiyor. Tabi sadece hoca'nın değil başkanından,yardımcı antrenörüne kadar asıl kafa patlatılması gereken konu bu. Yoksa istediğiniz kadar transfer yapın saha dışını halletmedikçe saha içinde bir şey elde edemezsiniz. Gs'ın geçen yılki başarısınıın ardında da temel olarak bu yatmaktadır. Saha dışında huzurlu olan oyuncu sahaya performasının %100 e yakınını yansıtabilir.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Ferguson Değil Wenger Olmalı


Dünya futbolunda da var mıdır bilmiyorum ama Türk futbolunda klişe bir söz vardır. ''Alex FERGUSON olmak'' Her türlü zorluklara katlanmayı becerebilen,her türlü eleştiriye açık ve kötü sonuçlara göğüs gerebilen (!)  kulüp yöneticilerimiz,takımın başına getirdikleri yeni hoca için hep aynı cümleyi kurarlar. '' Hocamızla uzun vadeli bir sözleşme yaptık. Onun kulübümüzün Alex Ferguson'u olmasını istiyoruz.''  Fakat aynı yöneticiler daha ağızlarından çıkan kelimeler havaya karışıp oksijen ile tepkimeye girmeden alınan iki kötü sonuçtan sonra hoca ile yollarını ayırırlar. Sonra aynı filmi başa sarıp futbol kamuoyuna tekrar seyrettirirler.Arada sırada da hocalarımız yöneticisine söz bırakmadan amacının Ferguson olmak olduğunu dile getirir. Daha sonra da yönetimin önünü açmak adına (!) istifasını verir. 


Sir Alex Ferguson( Boru değil adamın adının başında Sir ünvanı var) 26 yıl gibi uzun bir süredir ManU'nun başında. 1986 Yılında geldiği kulüpte 6 yıl orta sıralarda gezindikten sonra 1993 yılından itibaren zirveye yerleşmiş ve çok nadiren zirveyi rakiplerine bırakmıştır. 26 yıllık süre zarfında 12 Premier Lig, 5 FA Cup, 8 Community Shield, 2 Şampiyonlar Ligi,1 Kupa Galipleri Kupası, 2 Kıtalar arası Kupa,1 de UEFA Süper Kupa olmak üzere toplam 31 kupa kazanmıştır. Belki kupasız geçen 6 sezon sabretmek de bir başarıdır ama sonraki yıllarda her yıl takımına bir kupa kazandıran teknik adamı kovmak da o derece ahmaklıktır.



Bir başka uzun soluklu Teknik adam da Arsene WENGER. 1996 Yılından beri Londra ekibinin başında bulunan Wenger, 16 yıllık sürede Topçular ile ilk zaferinin kazanmak için Fergie kadar uzun beklememiş, göreve geldikten 2 yıl sonra bir üçleme ile (Lig,FA,Community Shield)  sezonu tamamlamıştır. 16 Yılda Topçular ile kazandığı kupa sayısı 3 Premier Lig, 3 FA Cup, 4 Community Shield olmak üzere 10 tanedir. En son kupasını  almasının üzerinden de sekiz yıl geçmiştir. Üstelik kazandığı kupaların tamamı yereldir. Yani uluslar arası hiç bir zaferi yoktur. 2000 de UEFA finalini, 2006 da da Şampiyonlar ligi finalini kaybetmiştir. Ancak hala Arsenal'in menajeridir. İşte asıl istikrar budur. Başarıya  ve sonuçlara endeksli olmayan istikrar.




Sokaktaki her Fenerbahçeliye '' Aykut Hoca'nın Fb'nin Alex Ferguson'nu olmasını ister misiniz ? '' diye sorsalar hemen hemen hepsi evet der. Ancak ben aynı şekilde düşünmüyorum.  Yukarıdaki verilerden durumu iyice tahlil ettikten sonra ben Aykut Hoca'nın Ferguson değil Wenger olmasından yanayım. Kupalar tabi ki önemlidir. Rakipler ile aranızdaki farkı yaratacak şey kazandığınız başarılardır. Ama unutulmaması gereken asıl fark istikrarda yatar. Yönetimle,hocayla,oyuncuyla ne kadar istikrar sağlarsanız bir süre sonra başarılarda da istikrar sağlarsınız.
İki ya da üç sene başarı gelmediğinde bile Fb Aykut Hoca'yı gerek bilgisi,gerek kişiliği, gerekse zor günlerde sorumluluk alarak kulübü ve takımı ayakta tutmasıyla on altı ya da yirmi altı yıl boyunca takımın başında tutmalıdır. Aykut Hoca bir değerdir ve bu takıma yıllarca katacağı çok şey vardır. Duruşuyla sonuna kadar Fb teknik direktörlüğüne yakışmaktadır. Asıl yapılması gereken Ferguson'u değil Wenger'i takımın başında tutabilmektir.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Ustalara Saygı Kuşağı-9

Rinat DASAEV


Her yerde, her yayında,her konuşmada söylenen,sokaktaki çocuğun bile bildiği bir söz vardır; Kalecilik nankördür. Evet hem de fazlasıyla. Mutlaka her kaleci de bir şekilde iz bırakır oynadığı döneme. Kah yedikleriyle,kah çıkardıklarıyla. Kah takımını yakmasıyla ,kah kurtarmasıyla. Mutlaka ama mutlaka futbol tarihinin yapraklarında bir şekilde yerini alır. İşte Dasaev de tarihin en iyi golünü yiyen kaleci olarak anılır her zaman. 1988 Avrupa Şampiyonası finalinde Van Basten'in ayağından çıkan o şutu çıkarmış olsaydı belki takımın kupayı almasında önemli bir rol almış olacaktı ama hem o statta hem de tv başında maçı seyreden milyonlarca futbol severe böyle bir golü engellediği için haksızlık etmiş olacaktı. Topu fileler ile buluşmasını sanki o da istemişti. Her ne kadar '' Tarihin en iyi golünü yiyen kaleci '' olsa da bu durum onun tarihin en iyi kalecilerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmez.


Rinat DASAEV 1957 yılının 13 Haziran günü Astrakhan'da dünyaya geldi. Sekiz yaşında yerel bir takım olan Volgar da futbola başladı.1978 de Spartak Moskova'ya adımını atan Dasaev 10 yıl boyunca Moskova'nın kalesini korudu. En son 1969 yılında Şampiyonluğa ulaşan Moskova ekibi eski oyuncularından Beskov'un takımın başına gelmesiyle eski parlak günlerine dönmeye başladı. Aynı yıl Dasaev için yükselişin başladığı yıl olmuştu.1979da ligi ilk sırada bitirerek 10 yıllık hasrete son verdiler ama ikinci şampiyonluk için de 8 yıl baklemek zorunda kalacaklardı. Aradaki yıllar için de başarısız geçti denemez. 8 yıllık süreçte 5 kez ikincilik,2 kez dde üçüncülük yaşadılar.Dasaev Ogonyok dergisi tarafından 1980,82,85,87 ve 88 yıllarından SSCB'nin en iyi kalecisi seçildi.
Refleksleri mükemmel denebilecek kadar iyi idi.Uzun boyu sayesinde de yan toplarda ya da hava toplarında oldukça başarılı bir eldivendi. Bunların yanı sıra günümüzde kalecilerin mutlak olması gereken özelliklerinden biri olan ayakalarını da kullanabilmek o yıllar için Dasaev'in avantajlarından bir tanesi idi.
SSCB Milli takımının kalesini yıllarca başarıyla koruyan Dasaev ilk kez Doğu Almanya karşısında 1979 yılında milli oldu.1980 de Olimpiyat oyunlarında bronz madalya kazandı. 1982,86 ve 90 Dünya Kupalarında SSCB nin kalesi yine ona emanet edilmişti. IFFHS Tarafından 1988 yılının en iyi kalecisi seçildi.


Sovyet Rusya'nın dünya futboluna yaptığı en büyük kötülük belki de kendi yıldızlarının başka ülkelerde oynamasını yasaklayarak böyle yıldızları çok az seyretmemize sebep olmasıdır.1988 de bu yasağı delebilen Dasaev, Sevilla formasıyla 2 sezon oynadıktan sonra futbol sahnesinden ayrılmıştır.
Lev Yashin den sonra tundra ikliminin futbola armağan ettiği en büyük kaleci olarak futbol yapraklarında ki yerini almıştır. 


1 Haziran 2012 Cuma

Bize Düşen Teşekkür Etmek



2008 Avrupa Şampiyonası sonrasında Fb ye transfer oldun. Basında Fb formalı fotoğrafların yayımlandığı zaman aslında tüm kamuoyu şaşırmıştı. Çünkü herkes için sürpriz olmuştu O andan itibaren herkesin kafasında soru işaretleri oluşmaya başladı. Daha önce gs forması giydiğin için sarı kırmızılı taraftarlardan nasıl bir tepki alacaktın ? Ya da yine aynı sebepten Fb li taraftarlar seni kabullenecek miydi ?
 İlk maçına çıktığın anda sorular cevaplarını bulmuştu. İnter'e giderken Gs'ye para kazandırmadığın için zaten Gs lı taraftarlar seni çoktan silmişti. Bu yüzden Fb ye imza atarak kimse tarafından hain ilan edilmedin. Ayrıca biraz da Başkan Aziz YILDIRIM'ın da seni koruma altına alan söylemlerinden ( Hatta Hasan ŞAŞ'ın da senin Fb li olmanı doğrulamasından) sonra Fb taraftarı tarafından çok kolay bir şekilde daha ilk maçında kabullenildin.
Günler geçtikçe taraftar seni daha çok sevdi.  Taraftarın sahaya inip forması için yapmak istediklerini, çubuklu forma altında yapan adamdın. Yıllarca Fenerbahçelilerin özlediği,hayalini kurduğu bay Fenerbahçeydin. Yenilgiyi  asla kabullenmeyen, haksızlığa isyan eden ve sadece Fb nin galibiyetini düşünen bir yapıya sahip olman taraftarlar içinde sevilmene yol açan sebeplerdendi. Ancak milli maçlarda sana yakışmayan hareketlerin, ligdeki maçlarda rakip futbolculara ya da hakemlere yaptığın hareketler diğer takım taraftarlarının gözünde  senin kredinin azalmasına sebep oldu. Fakat yine de Fb taraftarı senin arkanda durmaya devam ediyordu. Ta ki...
Ne zaman bu kulübün sembol isimlerinden biri olan ve aynı zamanda senin hocan olan, 3 Temmuz dan bu yana taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan, Fb taraftarının gözünde değeri on kat daha artan Aykut KOCAMAN'a saygısızlık yaparak üstüne yürüdün, işte o andan itibaren Fb taraftarı da senden vazgeçti. Sen taraftarın gözünde büyüktün. Ama Aykut Hoca daha büyüktü. Aykut KOCAMAN senin gibi bir oyuncuyu kaybetmek istemiyordu ama kendisine yaptığın saygısızlığı da affetmemeliydi. 
Bu gün yeni kulübüyle sözleşme imzaladı Emre ve Fenerbahçeli taraftarlara düşen ona teşekkür etmektir. 4 Yıl boyunca sahada ama sadece sahada verdiği mücadeleden dolayı, gerçekten bu camianın insanı olmak adına terinin son damlasına kadar savaşmasından dolayı teşekkür etmelidir. Yolun açık olsun Emre.


19 Mayıs 2012 Cumartesi

'' Gidin beyler gidin, bizde Fenerbahçe'yi yeniden kurarız.''



        Fotoğraf Altınordu futbol takımına ait. 1910 yılında Galatasaray'ın A takım kadrosuna giremeyen oyuncular ile Aydınoğlu Raşit Bey tarafından Progres  International adıyla kurulmuştur. Daha sonra adı Altınordu olarak değiştirilmiş ve bir süre sonra da Sadrazam Talat Paşa'nın takımı olmuştu. Yani İttihat Terakki'nin. Tabi arkasına iktidarın desteğini aldıktan sonra da para konusunda hiç bir sıkıntısı olmayan bir kulüp haline gelmişti.
O yıllarda Altınordu da forma giyen oyuncuların İstanbul dışında askerlik yapmamak ve cepheye gitmemek gibi lüksleri vardı. Diğer kulüplerin oyuncuların cepheden maça gelip, maçtan cepheye giderken bu vatana olan borçlarını kanlarıya öderken Altınordulu oyuncuların böyle bir kaygıları yoktu. Tabi Altınordu'nun da gözünü diktiği bazı oyuncular vardı. Bunların başında da otomobil Nuri vardı. Nuri'nin ailesi varlıklıydı ve Nuri de pek cepheye gitme taraftarı değildi. Bunun yanı sıra da müthiş yetenekli bir oyuncuydu.Yetenekli oluşu,maddi sıkıntısı olmaması onun asi oluşunun baş faktörleriydi. Ama artık yaptığı sorumsuzca davranışlar sonunda Fb yönetimi ona ihtar çeker '' Ya kulübün yoluna gir ya da sonuçlarına katlan '' denmişti kendisine. Nuri de zaten cepheye gitmemek için Altınordu'ya kapağı atmanın yolunu arıyordu. İhtarın ardından Fb yönetimini tehdit etmişti. ''Ben gidersem Fb arkamdan gelir.'' Ama yaptığı tehdite cevap çok sert gelmişti. Fb başkanı Hamit Hüsnü Bey de '' Gidin beyler gidin,biz de Fenerbahçe'yi yeniden kurarız.''
Beklemediği bir cevap alan Otomobil Nuri 6 arkadaşıyla beraber Altınordu'ya geçer.Fenerbahçe çökmenin eşiğine gelmiş takımın yaş ortalaması on beşe düşmüştü. Çoluk çocuk diye bakılan kadro ertesi hafta Anadolu maçını 7-0 kazanmıştı. Gollerin üçünü Zeki Rıza (Sporel) atmıştı.İşte Hamit Hüsnü Bey'in yeniden kurarız dediği Fenerbahçe, yeniden kurulmaya Anadolu maçıyla başlamıştı.
   
    Bir diğer girişim de 1951 yılında Adalet tarafından yapıldı yine Fenerbahçe'ye karşı. Türkiye'nin ilk özel kurum takımı olarak Adalet Mensucat tarafından kurulmuştu Adalet. Fenerbahçeli Müjdat,Halit,Mehmet Ali,Lefter,Hilmi,Samim,Selahattin ve Erol'a astronomik teklifler yapılarak Fenerbahçe'den koparmak ve Fenerbahçe'yi zayıflatmak istemişlerdi.Fenerbahçe yönetimi başta BJK olmak üzere diğer kulüplerle  antlaşma yaparak Adalet'in birinci lige alınmasını engellemişti. Bu hamle üzerine Adalet transferlerden vazgeçmiş ve bunun üstüne bir de Fenerbahçe'ye 15 bin lira tazminat ödemek zorunda kalmıştı. Böylece Fenerbahçe bir Altınordu dejavusundan kurtulmuş oluyordu.

   Türk futbol tarihi bize gösteriyor ki her zaman birilerinin gözü Fenerbahçe'de oluyor.Her zaman Fenerbahçe'nin gücünü kontrol etmek ya da zayıflatmak istemişlerdir.Bu gün gelinen noktaya bakıldığında da durum 1916 dan ya da 1951 den farklı değil.Evet bu gün takımın yarısını transfer etmeye çalışmıyorlar ama kulübün başına örülen çoraplarla zaten kemik kadronun yarısının takımdan ayrılmasına sebep olabiliyorlar.

     Yine aynı şekilde yaklaşık bir yıldır dünyada eşi benzeri görülmemiş şekilde başkanına, takımına, futbolcusuna, camiasına ve kulübüne sahip çıkarak taraftarlığın nasıl olması gerektiğini en ince detayına kadar cümle aleme gösteren ve bu direnişi ile taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan Fenerbahçe taraftarını halkın gözünde küçük düşürmek için mükemmel şekilde provokasyonlar düzenliyorlar. Ancak bilmedikleri bir şey var ki o da Fenerbahçenin hücum edilmez bir vücut içinde ölmez bir ruhu olduğudur. Ve bu ruhun haykırışıdır '' BİZDE FENERBAHÇE'Yİ YENİDEN KURARIZ.''

6 Mayıs 2012 Pazar

BAŞTAN SONA REZİLLİK

Özellikle yazıya fotoğraf koymadım. Çünkü bu akşam Avni Aker de yaşanan rezillikler dizisine bir katkı da ben yapmak istemedim. Fotoğraf koymaya kalksam bir tane futbola ait fotoğraf bulamazdım. Maçın başlama düdüğü çalmadan bir hafta önce başladı rezillikler. Hoş daha Trabzon'un başkanından yöneticisine teknik adamından oyuncusuna kadar aylardır verilen tahrik dolu demeçler maalesef bizlere bu günü yaşattı.
Bir başkan ! düşünün ki maçın oynanacağı hafta ''Fenerbahçe'ye yenilmemiz dünyanın sonu'' diyerek koca bir kenti galeyana getirsin. Bir başkan! düşünün ki her gün kanal kanal gezerek utanmadan gözyaşı döker gibi,bir çocuğun şekeri için ağlaması gibi ''kupa'' diyerek bas bas bağırsın. ( Bir Allah'ın kulu da çıkıp canlı yayında ''Başkanım  Fb ile puan puana geldikten sonra siz de hiç puan kaybetmediniz '' diye sormuyor.) Bir başkan ! düşünün ki yine hafta içi ''Zokora Emre'nin elini sıkmayacak.''  diye tansiyon yükseltsin.Sonra Zokora da başkanına! yalakalık olsun diye el sıkmıyor. Ya da bir teknik adam düşünün ki durumu güneydoğu olaylarına benzeterek koca bir şehre hedef göstersin. Sonra da yalandan saha içine girerek çıkan olayları engellemeye kalksın. Şenol Hoca her zaman saygı duyduğum bir insan ve teknik adamdı. Ama özellikle son haftalarda verdiği demeçler ile kimse bana hocanın tansiyonu düşürmeye, gerginliği azaltmaya çalıştığını söylemesin. Sadri ŞENER bu işin buralara gelmesinde bir numaralı kişisi ise Şenol Hocanın da  bunda payı vardır.
Hakeme söylenecek hiç bir söz yok. Zokora'nın başkanın gazıyla Emre'nin hayalarına tekme atsın sonra sarı kartla yırtsın. Daha maçın 35. dakikasında tatil edilmesi gereken maçı tatil etmeyerek tırstığını cümle aleme gösterdi.Mustafa Kamil ABİTOĞLU ,eğer sen hakemsen bende cumhuriyet savcısıyım.Sadri ŞENER başta olmak üzere tüm Trabzonspor yönetimi şimdi oturun kına yakın. Halkı kin ve düşmanlığa sevkederek futbolun altına dinamiti siz koydunuz. Unutmayın ki Yugoslavya'nın parçalanmasına yol açan savaşın da fitilini ateşleyen bir futbol maçı olmuştu.

1 Mayıs 2012 Salı

CITY ARE BACK

                       
                     Man.City : 1 
                     Man. Utd : 0

26 Nisan 2012 Perşembe

47 ve 77

Açıkçası maç öncesi bazı çakincelerim vardı. Hem Fb nin ideal kadrosunda ki sekiz oyuncunun olmayışı. Hem de Bülent KORKMAZ'ın bu tür maçlarda çalıştırdığı takımları iyi motivasyonun yanında sağlam bir şekilde savunma ağırlıklı oynatarak istediği sonucu almasını bilmesi kafam da bazı soru işaretleri yaratıyordu. Ancak maç başladıktan sonra Karabükspor'un oyuna adapte olamaması ve buna ilave olarak Fb nin de istekli oyununu görünce zihnimde ki soru işaretlerinin yersiz olduğunu ortaya çıkardı. Toplamda sekiz oyuncunun yan yana uzun süre oynamamasının beraberinde getirdiği bazı sıkıntılar vardı ama genel olarak oyuna olumsuz bir şekilde yansımıyordu. Belli idmanlarda bol bol çalışmışlardı. Stoch,Özer,Dia ve Semih dörtlüsü ile hücum organizasyonlarını şekillendirmeye çalışan Fb de Stoch,Dia ve Özer sık sık yer değiştiriyor  ve rakip savunmayı şaşırtmak istiyordu. Semih uzun süre oynamamanın verdiği iştahla sürekli rakibe pres yapıyor ve sürekli gol arıyordu. Nitekim aradığı golü de beklenmedik bir şekilde serbest vuruştan attı.
İkinci yarının başında dakikalar 47 yi gösterdiğinde  Mehmet YILDIZ'ın karşı karşıya kaçırdığı pozisyon ise maçın kırılma anı idi. Zira Mehmet YILDIZ topu filelerle buluşturabilseydi maça denge gelecekti ama bence sonuç değişmeyecekti. Çünkü 77. dakikada    2-0 öndeyken bilee Fb li oyuncular bu sene bazı maçlar dışında görmeye alışık olmadığımız bir şekilde rakibe baskı yapıyor ve topu kazanıp üçüncü golü arıyorlardı. Fb li oyuncuların hemen hemen hepsi iyi oynadı. Mert'in kendine güveni,Semih'in 90 dakika boyunca bitmeyen enerjisi ve Stoch'un oyunun liderliğini alması Fb yi finale taşıyan faktörler oldu.

23 Nisan 2012 Pazartesi

1996-2012


Sevinmek belki de en çok onun hakkı. Ziegler ve Stoch galibiyetin baş aktörleri olsa da asıl dün akşam ki 3 puanın asıl mimarı Volkan dır. Kritik anlar da yaptığı kurtarışlarla hem takım arkadaşlarının hem de milyonlarca Fb taraftarının 90 dakika boyunca oyuna ortak olmalarını ve ayakta kalmalarını sağladı. Eskiden sırt numaraları birden onbire kadar olduğu dönemde antrenörüm bana kalecinin neden 1 numarayı aldığını şu sözlerle açıklamıştı '' Çünkü kaleci takımın 1 numaralı oyuncusudur.''
İşte Volkan da neden 1 numaralı kazağı giydiğini bir kez daha kanıtladı. 


Dün akşam ki maç beni 16 yıl öncesine Trabzonspor Fenerbahçe maçına götürdü. 1996 Yılında Rüştü kalesinde devleşerek Fb nin Trabzon deplasmanından galip dönmesinde ve Fb nin şampiyonluğa ulaşmasında  nasıl başrol oynadıysa,dün akşam da Volkan belki de Fb nin bu sezon mutlu sona ulaşmasında baş rol oynadı. Dün akşam bir benzerlikte Fatih TERİM ve Şenol GÜNEŞ arasında vardı bence.
O da iki hoca da kendilerine beraberliğin yetmesine rağmen kazanma hırslarına engel olmayıp maçı kaybetmeleri idi. 1996 da Şenol Hoca, dün akşam da Fatih hoca kazanmak üzerine hamleler yaparak maçı kaybettiler.

İlk yarıda herkes Fb nin savunmada kalıp kontra ile sonuca gideceğini düşünürken Fb maça ortak olarak başladı. Golü buldıktan sonra da bazılarının zannettiği gibi geriye yaslanmadı. Tam anlamıyla rakibi uyutma taktiğine başladı. Bu güne kadar topa hep daha fazla sahip olmayı isteyen ve de öyle oynayan sarı lacivertliler bu kez topu rakibe bırakıp, sahayı tamamen daraltarak oynadılar. Yani kendilerini değil rakibi koşturmayı tercih ettiler.
İkinci yarıda herkesin beklediği gibi gs ın atakları arka arkaya gelmeye başladı. Caner'in yaptığı faul sonucunda Gs'ın ve sezonun adamı Selçuk sarı kıırmızılıları umutlandıran golü attı.Fatih TERİM bence (ki benim futbol bilgim onunkinin yanında hiç kalır ) asıl hatayı Necati'yi oyundan alıp yerine Baros'u almakla yaptı. Bu da ileride Necati-Elmander uymunu sezon boyunca yakalayamayan Gs'ın galip gelmesini engelledi. 
  Dün akşam daha iyi oynayan değil, daha sakin ve daha akıllı oynayan kazandı. Süper Final şimdi adına yakışacak bir final olmaya şimdi başladı.

1 Nisan 2012 Pazar

DEMİR LEBLEBİLER


Çocukluğumuzda kadife perdeler vardı yere kadar uzanan.Kalın ve bir o kadar da yumuşak. 70 lerde ve 80 lerde evlenen kızların evinde mutlaka tül perdenin evin içine bakan kısmına takılırdı. O dönemde oldukça modaydı. Bizim gibi 70 lerde ya da 80 lerde çocuk olanların da bildiği iki çeşit perde vardı. Tül ve kadife. 
Fakat Demir Perde tabirini işittiğimiz zaman resmen afallamıştık, bütün ezberimiz bozulmuştu. Demir Perde de neyin nesiydi ? Anlamını sorduğumuzda büyüklerimizden aldığımız siyasi cevaplar açıkçası bizlerin pek de ilgisini çekmemişti. Bizler çocuktuk ,siyaset bizi ilgilendirmiyordu. Bizim aklımız fikrimiz toptu. Okuldan geldikten sonra akşama babamızdan sopa yemek pahasına kan ter içinde kalarak o güzelim ayakkabılarımızı berbat etmenin yegane yöntemi futbol oynamaktı. Babadan ya da anneden zılgıtı yedikten sonra odamıza giderken aklımızda kalan ebevenlerimizin nasihatleri değil rakibe attığımız goldü. Babalarımız siyasi olarak perdenin arkasını merak ediyor olabilirdi. Biz de kayıtsız kalamadık.Ama siyasi olarak değil. Bizim sevdamız futboldu. Siyasi olarak kendini demirden bir perde ile dünyadan soyutlayan ülkelerin kalıpları dışına çıkmak için, adeta olataya takılan bir balığın çırpınması gibi çırpınan futbol takımlarını takip edebilirdik.

Tabi 70 lerde ve 80 lerde ne televizyon bu kadar fonksiyoneldi ne de internet vardı. TRT 2 nin bile 1987 de açıldığını düşünürsek takip etmek bu günkü kadar kolay değildi. Sadece haftalık ya da aylık çıkan spor dergilerinden takip edebiliyorduk. Tabi bir de Almanya'da yaşayan kuzenler istihbarat servisinin elemanı vazifesi görüyordu. Bilgiye ulaşmanın sıkıntılı olduğu o günlerde yine de vazgeçmiyorduk. Hepimiz bu adeta demir leblebi olan bu takımların gerek yerel liglerinde gerekse Avrupa kupalarında estirdikleri fırtınalardan bir şekilde haberdar oluyorduk. Hemen hemen hepimiz o yıllarda Milan'ı,Liverpool'u,Real'i ya da Barça'yı tutuyorduk ama bu haddini bilmeden onlara kafa tutan bu takımları hayranlıkla takip ediyorduk. Belki de bu yüzden akşamları perdeyi aralarken babalarımız ya da dedelerimiz kadar ürkek davranmıyorduk. İşte o dönemlerde bizim hayranlığımız kazanan Demir Perde nin Demir Leblebilerinden bazıları :

DYNAMO KIEV


Demir perde takımı deyince akla gelen ilk takımdır. SSCB'nin hem ulusal hem de uluslararası alanda en başarılı takımıdır.Takımın maçlarını oynadığı stada adını veren Valery LEBANOVSKY Kiev ekibini gerçek bir dinamoya dönüştürür. Kurlrşu 1927 olmasına rağmen asıl fırtınayı 1970'lerde ve 1980'lerde estirmiştir ki bu süreçte BJK da onlarla eşleşme şanssızlığına sahip olmuştur.O yıllarda SSCB milli takımının hocası da oyuncusu da Dinamo Kiev'den oluşturuluyordu. 1975'de hem Kupa Galipleri Kupasını hem de Süper Kupayı alan Kiev ekibi 1986 da bir kez daha Kupa Galipleri Kupasını müzesine götürüyordu.SSCB yıkılana kadar 13 kez SSCB ligi şampiyonluğu kazanmıştı. 80'li yıllarda oynadıkları futboldan ötürü  2000'li yılların takımı deniyordu.

KIZILYILDIZ


Kızılyıdız 1945'de savaş sonrası Belgrad'ta kurulmuştur. D.Kiev'den sonra en çok tanınan demir perde takımıdır.Altyapısında Savicevic,Jugovic, Mihajlovic,Stankovic,Stojkovic gibi yıldızlar yetişmiştir. 1956-57 de Şampiyon Kulüpler kupasında yarı final, bir yıl sonra da çeyrek final oynama başarısını göstermiştir. Asıl ayak sesleri ise 70 li yılların sonuna doğru duyulmaya başlanmış ve 79 da UEFA kupasında finale kalmışlardır. Finale kadar Dinamo Berlin,Sporting Gijon,Arsenal,WBA, ve Hertha Berlin'i eledikten sonra finalde Monchengladbach'a yenilerek ilk tarihi zaferlerinin alamamış oldular. 80 lerde Şampiyon Kulüpler  kupasında 3 kez yarı final , 1  kez de çeyrek final oynadılar. O yıllarda Kızılyıdız fırtınası Avrupa futbolunda her ülkeyi kasıp kavuruyordu. Nihayet bekledikleri an 1991 yılında geldi.Şampiyon Kulüpler Kupasında sırasıyla Grasshopper,Rangers,D.Dresden ve Bayern'i eleyen Kızılyıdız. Avrupa'nın en büyük kupasına bu kadar yaklaşmışken bırakmak istemiyordu.Finalde Marsilya'yı penaltılarla 5-3 yenerek Avrupa'nın en büyüğü oldu.Süper Kupayı 1-0 lık mağlubiyet ile ManU'ya kaptırdı ama Tokyo'da yapılan Kıtalararası Şampiyonasında finalde Colo-colo'yu yenerek kupanın sahibi oldu.İç savaş yüzünden 1995'e kadar Avrupa kupalarına katılamayan Kızılyıldız kadrosunda ki sırp,boşnak,hırvat yıldızları elden çıkarmak zorunda kaldı ve eski günlerini mumla arar oldu.

SLOVAN BRATISLAVA 


İddia ortaya çıkana kadar yeni neslin adını pek de bilmediği bir takımdır Slovan Bratislava. Ancak 60 lı yıllarda hem SSCB ligini hemde Avrupa'yı sallayan bir takımdı Slovan. Bir demir perde ülkesi'nin takımı olmayı oyun felsefesine de yansıtan savunmasına adeta bir başka demirden perde kuran Bratislava zor atan ama bir o kadar da zor yiyen bir ekipti. Az gol yemesi onlara 68-69 sezonunda Kupa Galipleri Kupası kazandırmıştı. Elemelerde Porto,Torino,Dumferline gibi güçlü ekipleri elemiş finalde ise büyük bir sürprize imza atarak Barcelona'yı yenerek kupayı müzesine götürmüştü.

DYNAMO TİFLİS 



Dynamo Tiflis, SSCB topraklarında, Dynamo Kiev'den sonra futbolda Moskova takımlarının egemenliğini bitiren ikinci takımdır. 1981 de Carl Zeiss Jena'yı Kupa Galipleri Kupası finalinde 2-1 mağlup ederek uluslar arası alanda SSCB'ye kupa kazandıran Kiev'den sonra ikinci takım olmuştur. Bu finalin bir özelliği de final yolunda herkesin favorisi olan Roma,Valencia,Feyenord,Benfica gibi ekipleri bir bir saf dışı bırakarak Tiflis'in adını yazdırması ve finalde yine başka bir demir perde ülkesi takımı ile karşıya gelmesiydi.
Bunlar sadece o dönemlerde adından söz ettirmeyi başarmış takımlardan dört tanesi. Bunların yanında Lokomotif Leipzeig,FC Magdeburg,Dynamo Dresden gibi daha nice takımlar var. Onlar belli kalıplar içinde,belli sınırlar dahilinde yeşil zeminde dünyaya değil, kendi ülkelerinin siyasi tönetimlerine baş kaldırıyorlardı aslında. Onların isyanı politika ile insanları sömüren demir perdelerin arkasına hapsetmeye çalışan politikacılara idi.

18 Mart 2012 Pazar

İflas Etti


Geçen yıl 7 numarayı giyen vatandaşı Niang'ın varisi olarak hem taktiksel anlamda  hem de estetik olarak attığı harika golle  Kadıköy'de ki on binleri ayağa kaldıran Sow sırt numarasını sonuna kadar hak ettiğini ispatlıyordu. Aradan 5 dakika geçmişti ki Kaptan, sol ayağı ile Gs filelerini bir kez daha havalandırarak Fb li taraftarlar için Papazın çayırını bayram yerine çevirmişti. Herkesin bildiği gibi maça fırtına gibi başlayan Fb ezeli rakibine bir boksör gibi bir sağ bir sol kroşe indirerek sersemletmişti.
Stoch kendi kanadında sürekli hareketli oynayarak Gs ın sağ kanadını taciz ediyordu. Fb nin sağ tarafı fazla işlemese de soldan yapılan arkaya sarkmalar ve Sow'un sağa ve sola deplase olarak takım arkadaşlarına rakibin göbeğinde boş alanlar açması Gs ın savunma anlayışını abondone ediyordu. Fakat ne olduysa her şey 25. dakikada oldur. Pol pozisyonunu aldıktan sonra yarışa mükemmel başlayan ancak fazla yüklenmeden dolayı ilk turlarda motoru iflas eden bir f1 aracı gibi, Fb de iflas etti.
  İkinci yarı anlamsız olan kötü oyun devam edince Gs oyunun kontrolünü hiç bırakmadı. Buna bir de Aykut Hoca'nın yanlış değişiklik tercihleri eklenince ortaya 2-2 lik skor çıktı. Fb çok rahat bir şekilde ihtiyacı olan skoru alacakken maçtan 1 puan ile ayrılmak zorunda kaldı.Gökhan'ın hiç bir pozitif katkı yapmaması aksine Gs ın attığı golün hazırlayıcısı olması,Mehmet Topuz'un en verimsiz günlerinden birinde olması skorun böyle olmasında önemli faktördür. Aykut Hoca nın yanında benim futbol aklımın adı bile söylenmez ama ben bile  sıkışan oyunu açabilecek, her dakika skora katkı yapabilecek,Ebue yi sağ beke kilitleyen Stoch u oyundan almazdım. Hele hele Selçuk' u oyuna alarak takıma savunma mesajı hiç vermezdim.
Bu sonuçla Gs normal sezonu birinci bitirmeyi garantiledi. Bunu da hak etti. Şimdi bizleri Play-off taki yeni bir heyecan bekliyor.

7 Mart 2012 Çarşamba

Sosyal Medya Sorumsuzluğu


Sosyal medya icat oldu,mertlik bozuldu. Artık herkes aklına ne geliyorsa gerek bir cümle ile gerekse paragraf paragraf yazıyor. Hem de işin sonunun nereye varacağını düşünmeden. Ünlülerden tutun da sade vatandaşa kadar herkes sanal ortamda birbirlerine sallama yarışına girdi. Zaten yok olmaya yüz tutan saygı artık neredeyse yok gibi bir şey.
Başlığa bakıp da kimse kendisini suçladığımı düşünmesin. Sadece bir anlık fanatizmin kurbanı olduğunu düşünüyorum. Fanatizm diyorum çünkü öyle bir babanın evladı olmak beraberinde bir çok sorumluluğu getirir. Tamam babadan gelen bir Galatasaraylılık mutlaka belli bir seviyenin üstündedir. Sivas gibi,bu sezon en zor sayılabilecek deplasmanlardan birinden 4 farklı galip gelerek dönmek bir takım duyguları harekete geçirmiştir. Hatta Necati'nin güzel golü amiyane tabirle seni gaza da getirmiş olabilir ama özellikle bu sezon şike davasının görüldüğü hassas bir sezonda senin normalden daha fazla bir sorumluluk duygusuyla hareket etmen ve sanal ortamda içinde barındırdığın duyguları paylaşmaman gerekirdi. Bu ülke televizyonda sevdiği karakterin dizide ölmesiyle gıyabında cenaze namazı kılan cemaatle dolu, hatta ve hatta onu dizide öldüren karakteri sokak ortasında dövecek kadar ileri gidebilecek potansiyele sahip. O yüzden özellikle Fatih TERİM'in kızı olman dolayısı ile çok daha hassas davranman gerekirdi. Yoksa böyle bir toplumda senin atacağın bir tweet ile neler olabileceğini tahmin bile edemezsin.

29 Şubat 2012 Çarşamba

26 Şubat 2012 Pazar

Artık Kimse Bana Martaval Okumasın


Temmuz ayından bu yana basında türlü türlü haberler çıktı. İddianamenin satır başları,savcının ve emniyetin iddiaları her geçen gün aratarak devam etti. İlk günden itibaren Fb nin şike ile ilgili suçlu ya da suçsuz olduğuna dair en ufak bir tahminde ve ya varsayımda bulunmadım. Nedeni ise Fb ye güvenmem ya da güvenmemem değildi. Sebebi olduğu iddia edilen suçlamaların kanıtlanmasından ya da kanıtlanamamasından sonra daha kesin bir yargıya ulaşmaktı.
Ancak Çağlayan da başlayan duruşmanın ilk gününden itibaren Aziz YILDIRIM'ın savunmasında ki her satırı takip ettikten ve kendisine yöneltilen futbola dair bütün suçlamaları çürüttükten, buna ilaveten M.OTYAKMAZ,Ş,MOSTUROĞLU,CEMİL TURAN,B.UYGUN'un tahliyelerinden sonra kimse beni Fb nin şike yaptığına dair ikna edemez. Benim açımdan bir futbol sever olarak karar verilmiştir.Artık kimse bana martaval okumasın. Bu günden itibaren beni kimse Fb nin şike yaptığına ikna edemez. Futbol,Fb ve 2010-2011 sezonuna ait kafamda en ufak bir şüphe yoktur benim için. Fb nin geçen yıl ki şampiyonluğu tamamen temizdir. Kirli olan onun bu şampiyonluğuna dil uzatan 16 yıldır ezikliklerini üzerlerinden atamayanlardır.
Verilen tahliye kararları göstermiştir ki yapılan operasyon tamamen Aziz YILDIRIM'ın şahsına yöneliktir. Eğer öyle olmasaydı örgüt üyesi olmakla suçlanan ve geçen yıl şikenin bir parçası olarak Türk halkına boğdurulan Ş.MOSTUROĞLU,C,TURAN tahliye edilmezdi.Eğer öyle olmasaydı  Fb ile yaptıkları maçları satmakla suçlanan M.OTYAKMAZ ve B.UYGUN tahliye edilmezdi. Bakmayın siz Aziz YILDIRIM ile birlikte tahliye edilmeyen Tamer YELKOVAN'a. O tamamen operasyonun gerçek amacını gizlemek amacı ile tahliye edilmedi. O da Mart ayında ki duruşmalardan sonra tahliye edilecektir.

7 Şubat 2012 Salı

İşleyen ve İşlemeyen Taktiklerin Kahramanları


Hafta içinde iki teknik adamda ellerinde ki kadroya göre maça dair taktikler geliştirmişti.. Aykut Hoca Carvalhal'a göre daha şanslıydı. Çünkü ideal kadrosuyla( her ne kadar Emre ve Gökhan ssakat sakat sahada olsalar da ) maça çıkıyordu. Carvalhal de topu ileriye taşıyacak oyuncularından yoksun olduğu için kontra toplarla sonuca gitmeyi planlamıştı.


Fb nin kullandığı kornerlerde Gökhan'ın ön direğe koşu yapıp arkaya aşırdığı topla golü bulması Aykut Hoca'nın planının tutmasını sağlıyordu. Golden önce kullanılan kornerde dönen topları alarak hızla kontraya çıkıp golü bularak oyunun kontrolünü sağlamaya çalışan Carvalhal'in tekerine ise çomağı sokan Holosko oldu. İki pozisyonda zamanlamayı ayarlayamayarak final paslarında geç kalınca BJK nın öne geçmesine mani olmuştu. Eğer Holosko zamanında topu ceza alanı içine aktarabilse BJK nin maçtan galibiyetle ayrılması mümkün olabilirdi.


Kırkıncı dakikada Gökhan'ın, elli beşinci dakikada da Emre'nin oyundan çıkması ve Bjk ta Ernst'in sorumluluğu alması oyunu siyah beyazlılar lehine çevirmişti. Zira dün akşam ki maçta Fb de topu ileriye taşıyan üç oyuncudan(Stoch,Emre ve Gökhan) ikisi mecburen saha kenarına alınmıştı. Bu durum Fb orta sahasını çökerttiği gibi takımı kendi ceza sahasının içine gömülmeye mahkum etmişti. ah önceki derbilerde sorumluluk alan,oyunu domine eden ve bazen rakibi tek başına yıkan Alex'in varlığı ile yokluğu belli olmayınca bütün yük Stoch'un omuzlarına bindi. Ancak o da sol kenarda adeta prangalanınca Fb istediği hücum organizasyonlarını da yapamıyordu. Bu arada BJK ta Ernst ile gole oldukça yaklaşmasına rağmen beraberlik şansını değerlendirememişti.

 

Alex'in çıkması ile özgürlüğe koşan Stoch son dakika da Fb lileri rahatlatan golün hazırlayıcısı oldu. Serdar ve Yobo'nun son haftalardaki formsuzluğu,Zieglerin geldiği ilk zamanları aratması,Mehmet TOPUZ'un geçen sene ki üretkenliğinden uzak olması Fb nin en temel sorunları. Bazı maçları ciddiye almama hastalığı yeniden baş gösteriyor gibi. Üç gün önce Samsun maçında oynanan oyun ile dün akşam Bjk karşısında gösterilen mücadele aynı değildi. Aynı zaman da Daum hastalığı  da zaman zaman kendini belli ediyor gibi. 1-0 öne geçtikten sonra skoru arttıracak,sonuca gidecek oyundan git gide uzaklaşıyor Fb li oyuncular. Eğer bu durum devam ederse play-off ta bile zor yer bulurlar kendilerine.

22 Ocak 2012 Pazar

Kayseri ve 58



Fb li oyuncular bu sezon kelimenin tam anlamı ile mucizeye imza atıyorlar. Çünkü geride kalan maçlara baktığımız zaman Fb nin gerçekten iyi oynadığı maç sayısı iki elin parmakları kadar değil. Bunun yanı sıra Temmuz ayından beri kulübün içinde bulunduğu durum da göz önüne alındığı zaman takımın liderin arkasından ikinci sırada olması gerçekten bir mucize. Bu mucizenin yaşanmasında birden fazla etken var. İlk günden beri Aykut Hoca'nın duruşu, oyuncuların daha fazla motive olarak geçen yıl yaptıklarını ispatlamak istercesine oynamaları,başta Alex olmak üzere takımın diğer kaptanları Emre ve Volkan'ın takııma sahip çıkmaları ve taraftarın dünya da eşine benzerine rastlanmayacak derece de kulübe sahip çıkmaları. Eğer bu faktörlerden bir tanesi bile devre dışı olsaydı camia bu güne kadar sergilediği dik duruşu gerçekleştiremezdi herhalde.
Maç herkesin beklediğinden de kolay başladı. Navarro'nun Alex e ikram ettiği gol ile Kayseri ekibi bir sıfır geride başladı oyuna. Herkes Fb nin daha rahat oynamasını beklerken oyuncular bir anda vites küçülttü ve oyunun kontrolü konuk ekibe geçti. Fb li oyuncular geçen haftaki iyi oyunun kredisini kullanmaya başladılar.
Oyunun kontrolü Kayserispor da olsa da bal yapmayan arı gibiydi. Topla oynuyor ama pozisyona giremiyordu. Hakemin verdiği hatalı kararla farkı ikiye çıkaran Alex bir anda maçı da koparmış oldu. Bu sezonun jeneriklik gollerine imza atan Stoch yine harika bir gol atarak gözleri paslanmak üzere olan seyircilerin gözlerinde ki pası aldı.



Maçtan sonra basın toplantısında gerek Volkan'a gerekse Alex'e sorulan kışkırtıcı sorulara her ikisinin verdiği yanıtlara bakılırsa oyuncularda puan silinmesindense küme düşmekten yana. Aslında bu federasyonun da diğer kulüplerin de Fb yi küme düşürecek cesaretleri yok. Zira puan silme oyunları da bunu gösteriyor. Tüm camia 58. maddenin değiştirilmesine karşı. Yapılan açıklamalar da suçluysak düşürün değilsek puanlarımıza dokunmayın şeklinde. Camia çok iyi biliyor ki federasyon ve diğer kulüpler Fb olmadan para kazanamayacaklar. Fb de madem suçluyum o zaman düşürün. İşte o zaman görün ben olmadan ne yapacağınızı diyor. Diğerleri de Fb olmadan neler olabileceğini çok iyi biliyor. Bilmeyen bir kesim var ki onlarda başkanın dan milletvekiline taraftarından bakanına saf saf konuşuyorlar. Yok kupamızmış yok ince inceymiş falan falan. Eğer derdiniz kupa ise ben size yaptırırım bir kupa koyarsınız müzeniz e .


Şu bir gerçek ki kimse Türk futbolunu düşünmüyor. Herkes kendini düşünüyor. Herkes kendi kasasını ve parasını düşünüyor. Eğer bu güne kadar Fb küme düşmediyse bunun iki nedeni olabilir. Birincisi Fb suçsuz. İkincisi hiç kimse Fb olmadan bu ligin değerinin olmadığını biliyor.

13 Ocak 2012 Cuma

Önce Filozof Şimdi De Ordinaryüs


Dünya ve Türk futbolu açısından biz futbol dilencileri son derece üzüntülü günler ve aylar geçiriyoruz. Önce yeşil sahaların filozofu olan bizim kuşağa bu harika oyunun en güzel şekilde sahaya nasıl yansılıtılabileceğini gösteren,beyaz çizgilerin çevrelediği yeşil çimlerde bir mozart gibi konçertolar verirken saha dışında da demokrasi için savaş veren Socrates göçüp gitti bu dünyadan.
Bu gün ise seyretme şansına sahip olamasak da teknik imkanların elverdiği ölçüde bir kaç dakikalık görüntülerini görme şansına sahip olduğumuz Türk futbolunun Ordinaryüs'ü ayrıldı aramızdan. Şüphesiz her ayrılık erkendir. Camiaların ve taraftarların birbirini boğazlamaya çalıştığı bu günlerde futbolla ilgilenen ve ya ilgilenmeyen herkesin adını bildiği,Fb li olan ve ya olmayan herkesin saygısını ve sevgisini kazanan bir oyuncuydu. Aslında ona oyuncu demek kendisine yapılacak en büyük haksızlıklardan biri olacaktır. Zira sadece bir oyuncuya ORDİNARYÜS lakabı takılamaz.
 
Yunan milli takımında oynama hakkı olduğu halde, hatta ve hatta Yunan milli takımında oynaması için para bile teklif edildiği halde o Türk Milli takımını tercih etmiş. 50 Defa milli formayı giyerek madalya alan ilk kişi olmuştur. Doğduğu,büyüdüğü, ekmeğini yediği topraklara olan borcunu ödemek için elinden geleni yapmıştır. Kendisini her zaman bir Türk olarak hissetmiştir.
Attığı 423 gol değildir onu efsane yapan.Onu efsane yapan değerleriydi,sadakati ve çubukluya olan sevgisiydi.

Dedelerimiz onu seyretme şansına sahip olmuş ve gördüklerine sevdalanmıştı. Biz ise onların sevdasına onların ağzından dökülen kelimelerle sevdalarına sevdalanmıştık.
Onu büyük yapan 6-7 Eylül olaylarında evine saldıranların kimliklerini bilmesine rağmen onlardan şikayetçi olmamasındandır.Onun büyüklüğü ''Nasıl Fb li olduğu sorulduğunda -Başka takım bilmediği cevabını vermesindendir.''  Onun büyüklüğü kendisi efsane olduğu halde Tuncay'ın formasını öpecek kadar  mütevazi olmasındandır.  Şimdi ne filozof kaldı,ne de takıma cerrahi müdahaleyi yapacak Ordinaryüs.
Fenerbahçe derken bile sesi titreyen,gözleri dolan Sevgili Lefter'i  saygıyla uğurluyoruz. Eğüer gideceği yerde futbol olacaksa orada da şu sözler haykırılacaktır :
Ver Lefter'e yaz defter'e
Bitti kalem,
Doldu defter
Bu alemde kral LEFTER.